
Hiçbir şey düşünmeden öylece yürümeyi çok seviyorum. Sonunu bilmediğim yollar, ağaçların arasında yapılan o uzun yürüyüşler bana her zaman başka bir dünyanın kapısını aralıyor.
En son Yedigöller’de yürüdüm; ağaçların arasında, sessiz, sakin ve şehirden alabildiğine uzak… Gölün kenarında çeşit çeşit öten kuş sesleri, gölde nazlı nazlı yüzen balıklar ve ağaçlardan usulca süzülen yapraklar arasında kayboldum. Bu satırları yazarken bile anlık o ana gitmiş gibi hissettim. Özgürce yürüyor gibi… Sanki dünyada sadece ben varmışım ve o yolda sadece ben yürüyormuşum gibi.
Sizlerin de böyle anları oluyor mu? Amansızca, amaçsızca saatlerce yürüyüp; insanlardan, dertlerden ve her şeyden uzaklaşmak… Arada kaybolarak yeni yerler keşfetmek ve sadece ama sadece yürümek. Zihni susturmanın ve ruhu özgür bırakmanın en sade yolu belki de budur.
Yorum bırakın